Adil yargilanma hakkini kullanabilmek için

The following article was published in the December 2020 issue of the International Review of Contemporary Law, the journal of the IADL.

Aytac Ünsal

Adil Yargılanma Hakkı; her hak gibi dünya halklarının kanlarıyla hukuk metinlerindeki yerini almıştır. Tanrı hükümdarların, tiranların keyfine, kralların, sultanların çıkarlarına bağlı olarak yapılan yargılamadan, kanuna ve hukuka bağlı olarak yapılan yargılamaya ulaşılması için halkların mücadele etmesi gerekmiştir.  Adil yargılanma hakkının bir hak olarak bugün ki haline kavuşması için binlerce baş giyotinlerin altına yatırılmıştır. Hukukçu her hakkın tarihsel arka planını bilmek ve bu anlamın değeriyle hareket etmekle yükümlüdür.

Bizde bu sorumluluk ile hareket ettik. Ülkemizde yani Türkiye’de Adil Yargılanma Hakkı çok uzun süredir uygulanmayan haklardan biridir. Siyasi mahkemeler aracılığıyla hukuk esas alınarak değil, devletin çıkarları gözetilerek yargılamalar yapılmaktadır. Bunlara yargılama diyebilmekte mümkün değildir. Çünkü bir yargılama hukuken, hukuksuz olanla hukuki olanı, doğru ile yanlışı, yalan ve gerçeği birbirinden ayırma amacı taşır. Ülkemizde ise bugün yargılama denilen işlem, siyasi komitelerin yürüttüğü idari işlemlerden ibarettir.

Kısa avukatlık yaşamımda bunun çok sayıda örneğini deneyimledim.  Avukatlık mesleğine başlamadan önce stajımı gerçekleştirirken tanıklığım başladı. 16 Haziran 2013 tarihinde telefonlarımız çaldı. Yanında staj yaptığım avukat arkadaşım  İstanbul Okmeydanı’nda bir hastaneye çağırılıyordu. Müvekkili, akrabası olan çocuğun polis tarafından vurulduğunu söylüyordu.  Hastaneye gittiğimizde henüz kimseyi göremedik. 5 dakika sonra ise hastane aciline 14 yaşındaki çocuk kucaklarda girdi. Bilinci kapalıydı. Üzerinde kan izleri vardı. Adı Berkin Elvan olan bu çocuk ekmek almaya gittiği sırada sokaklarda halka biber gazı atan polislerle karşılaştı. Biber gazı kapsülüyle kafasından vurulan Berkin Elvan 269 gün komada kaldıktan sonra yaşamını yitirdi. Aradan 7 yıl geçmiş olmasına rağmen Berkin Elvan’ı vuran polisler cezalandırılmadı.

Avukatlığa başladığımda ilk takip ettiğim önemli dosyalardan biri 2013 Aralık ayında görülen Halkın Hukuk Bürosu Çağdaş Hukukçular Derneği davasıydı.  9 Avukat arkadaşımız mesleği faaliyetleri nedeniyle tutuklanmıştı. Duruşmalar sırasında, susma hakkı kullandırmak,  müvekkilinin cenazesine katılmak gibi faaliyetlerin örgüt üyeliğini oluşturup oluşturmadığı tartışıldı.  Mesleğime meslektaşlarımın adil yargılanma haklarının ihlal edildiğine tanıklık ederek başlamıştım.

Sonrasında ise birçok örnek gördüm. Evine hukuksuz bir şekilde giren polislerin galoş giymelerini ve evlerini kirletmemelerini söyleyen Dilek Doğan ismindeki genç kadın polisler tarafından vurularak öldürüldü. Onun avukatlığını yaptım.  Yargılama esnasında çok sayıda hukuksuzluk yaşandı. Sanık polis devlet tarafından özel olarak korundu. Tutuklanmaması için herşey yapıldı. Adil Yargılanma Hakkı ihlal edildi.

2014 Mayıs’ında Soma’da bir maden ocağında patlama ve çökme meydana geldi. 301 maden işçisi toprağın altında kalarak yaşamını yitirdi. Hukuki olarak çok büyük bir çaba sarf ettik. Maden patronunun 1 ton kömür daha ucuza çıkarılsın diye 301 insanı diri diri gömdüğünü kanıtladık. Dava da sanıkların müebbet hapis cezası alacağı hemen hemen kesin görülüyordu. Mahkeme heyeti de dosyadaki gerçeklere ikna olmuştu. Bu sırada hemen hükümet müdahalesi geldi. Önce mahkemenin hakim heyeti değiştirildi. Farklı maden katliamı dosyalarında patronları aklayan bir hakim mahkeme başkanı yapıldı. Hemen ardından dosyanın avukatları olan bizler tutuklandık. Sonuç itibariyle madenin patronu beraat ettirildi.

2016 yılında Türkiye’de bir darbe girişimi yaşandı. Darbenin ardından ise iktidar OHAL ilan etti.  OHAL uygulaması tamamen muhalifleri, sosyalistleri, demokratları tasfiye etmek ve cezalandırmak için kullanıldı. Akademisyenler, memurlar hiçbir hukuki gerekçe gösterilmeden ihraç edildi. İtiraz edebilmek için hiçbir hukuki yol açılmadı. Bu süreçte ihraç edilen akademisyen Nuriye Gülmen işinin hukuksuzca elinden alınmasına karşı protesto eylemlerine başladı. Tek başına başladığı eylemlerde sürekli gözaltına alındı. Gözaltıların ardından Nuriye Gülmen tek başına, oturma eylemi yapma hakkını kazandı. Ve tek başına oturarak protesto eylemine başladı. Sonra yanına ihraç edilen öğretmen Semih Özakaça da katıldı. İki eğitimcinin gerçekleştirdiği eylem Türkiye’ de halklar tarafından ilgiyle karşılandı. Eylemin gerçekleştiği Ankara Yüksel caddesine bir süre sonra binlerce insan gelmeye başladı. İhraç edilenler gözünü Ankara Yüksel caddesine çevirdi.  Bu ilgi hükümeti oldukça korkuttu.  İçişleri Bakanlığı iki eğitimci aleyhinde bir broşür bastırdı. İki eğitimci hukuksuzca hedef gösterildi. İçişleri Bakanı da iki eğitimci hakkında basına demeçler verdi. Bu hedef gösterme eyleminden kısa süre sonra iki eğitimci açlık grevinde olmalarına rağmen tutuklandılar.  İlk duruşmalarından iki gün önce avukatları olan bizler tutuklandık. Sonuç olarak iki eğitimcinin adil yargılanma hakları ihlal edildi.

Müvekkillerimizin adil yargılanma haklarını savunduğumuz bu dosyaları arttırabiliriz. Çünkü Türkiye’de adil yargılanma hakkı sistematik olarak ihlal edilmektedir. Bu ihlallere karşı mücadele ettiğimiz sırada bizde aynı ihlale maruz bırakıldık. Adil yargılanma hakkı için mücadele ettiğimiz, yukarıda adını saydığımız dosyalarda avukatlık yaptığımız gerekçesiyle gözaltına alındık. 9 gün tarafımıza hiçbir bilgilendirme yapılmadan gözaltında tutulduk. İşkenceye maruz bırakıldık. Ardından hakkımızda delil olmamasına rağmen tutuklandık.  Temel olarak mesleğimizi yapmamıza engel olunmaya çalışıldı.

Biz hapishanede olsak da avukatlık yapmaya devam ettik.  İzmir de tutuklu olarak bulunan 28 yaşındaki Mustafa Koçak adil yargılanma hakkı talebiyle ölüm orucuna başladı. Mustafa Koçak bizim müvekkilimizdi.  Hakkında hiçbir delil olmadan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almıştı. Sadece tek bir itirafçının “eyleme yardım ettiğini bana köfteci de söylemişti” tarzındaki dedikodu ifadesi vardı. Hakkında ifade vermiş bir diğer itirafçı ise MİT ve polis tarafından tehdit edildiğini bu nedenle Mustafa hakkında yalan ifade vermek zorunda kaldığını itiraf etmişti. Bu ifade mahkeme tarafından değerlendirilmedi. Tek bir ifadeye dayanarak Mustafa 28 yaşında ömür boyu betonların arasına gömüldü.  Bu durumu kabul etmedi. Adil Yargılanma Hakkı istedi. Ölüm orucu eylemine başladı.

Hapishanede olmasaydım Mustafa Koçak’ın avukatlığını yapacaktık. Bu haksızlıkla mücadele edecektik. Avukatlık cübbemizi elimizden almışlardı. O zaman bizde canımızı cübbe yapacaktık. Müvekkillerimizi hayatlarımızla savunacaktık. Mustafa Koçak’ın adil yargılanma hakkı talebi ve Grup Yorum üyelerinin konser yapma haklarına destek olmak ve Türkiye’de yaşayan bütün halkların adil yargılanma hakkı için 5 Nisan günü ölüm orucuna başladık.

Ülkemizde temel haklarımız ve özgürlüklerimiz uygulanmıyordu. Hiçbir hakkımız güvence altında değildi. Haklarımız keyfiyet ve zorbalıkla ihlal ediliyordu. Hakkı olmayan kölelere, yaşayan ölülere dönüştürülmek isteniyorduk. Yaşayan ölü olmayı reddettik.  Ölüm orucunda yaşamını yitiren adalet yoldaşım Av. Ebru Timtik’in dediği gibi “Ölüm orucunu ben tercih etmedim. Halkın avukatlarını ölüme sizinde dahil olduğunuz yargı sistemi mahkum etti. Mesleki ve siyasi olarak bizi öldürmek istedi. Ben sadece bunun  şekline karar verdim. Direnerek mi olacak yoksa sessiz sedasız mı?”.  Evet, üç celse süren bir yargılamayla hükümet “size verdik cezayı gitti” dedi.  Hiçbir hukuki itiraz yolu tanımadılar. İstinaf mahkemesi birkaç sayfalık kararında somut hiçbir şey söylemiyordu. Yıllardır uygulanan devlet terörüyle toplumsal muhalefet sindirilmişti. Sokaklarda meydanlarda basın açıklaması yapmak ağır cezalarla cezalandırılıyordu.

Hapishane koşullarında elimizdeki tek silahla bedenimizle direnmekten başka bir yolumuz kalmamıştı. Yüzyıllardır büyük bedellerle kazanılan Adil Yargılanma Hakkını şimdi de büyük bedellerle korumak gerekiyordu. Ölüm orucuna başlayarak hukuk ve adalet mücadelesi vermemizle birlikte çok ciddi bir destek gördük. Binlerce, milyonlarca insan talebimizi ve direnişimizi sahiplendiler. Bu durum Türkiye’de Adil Yargılanma Hakkının ne kadar çok ihlal edildiğini gösteriyordu.  Direnişimiz tüm dünyada avukatlar ve halklar tarafından sahiplenildi. Bu durum Adil Yargılanma Hakkının tüm dünyada ne kadar güncel bir talep olduğunu gösteriyordu.

Milyonlarca insanla birlikte Adil Yargılanma Hakkımız elimizden alındığında, haklarımız keyfilikle gasp edildiğinde halk olarak direnme hakkımız olduğu gerçeği yeniden bilincimize yazıldı. Direnme hakkı temel hukuki metinlerde kendine yer bulmuştu. Baskı ve zulmün olduğu yerde direnmek bir haktı. Bizde hukukçular olarak bu hakkımızı kullandık. Bu hakkın bizden alınamayacak önemde ve değerde olduğunu hatırlattık.

Evet öldük. Evet sakatlandık, yaralandık. Ama biliyoruz ki tarihte hiçbir hak bedel ödemeden kazanılmadı. Hiçbir hak bedel ödemeksizin korunmadı. Bu çok somut tarihsel bir gerçektir. Hepimizin haklarını korumak için yaşamını yitirdi Av. Ebru Timtik. Daha doğru bir ifadeyle Adil Yargılanma Hakkını uygulamaktan aciz bir siyasi iktidar tarafından öldürüldü. Ölümüyle tüm dünyayı sarstı. Bir sembol haline geldi.

Şimdi Av. Ebru Timtik avukatlara, hukukçulara, insanlara canıyla anlatıyor. Gerçeklerin altını çiziyor. Adil Yargılanma Hakkı’nın, insanca yaşamanın ne kadar önemli olduğunu hatırlatıyor. Ve soruyor mücadele etmeden haklarımızın bir bir gasp edilmesine izin mi vereceğiz yoksa direnme hakkımızı kullanarak haklarımızı koruyacak mıyız? Soruya vereceğimiz cevap ve alacağımız tavır hukukçu sorumluluğumuzu yerine getirip getirmediğimizi gösterecek.

Biz dünyanın tüm demokrat, ilerici, devrimci avukatları olarak soruyu direnme hakkımızı kullanarak cevaplamaya devam edeceğiz. Ve tarihin, bilimin gösterdiği bir gerçektir ki: Biz kazanacağız!